CİB HABER
Eğitim

Eğitimci Hayat Aras: ''Altay Dağlarından Kazdağları’na —

Giriş: 22 Eylül 2026 21:13 • Güncelleme: 22 Eylül 2026 21:23

Eğitimci-Türkolog Hayat Aras,''Altay Dağlarından Kazdağları’na — Sengel’den Tahtakuşlar’a''adlı yazısında çeşitli değerlendirmelerde bulundu.

ANKARA - BHA

Eğitimci-Türkolog Hayat Aras, yazısında şu ifadelere yer verdi:

''Galsan Çinag’la buluşacağımız yerin Tahtakuşlar olduğunu öğrendiğimde heyecanım ikiye katlanmıştı. Bir yolculukta iki güzelliği birden yaşayacaktım: Uzaklardaki atam, ulu kam ve büyük yazar Sengel Tuvası Galsan Çinag’la buluşacak; aynı gün Kazdağları’nın eteğinde yaşayan Tahtacı Türkmenlerini yakından tanıyacaktım. Sengel’in bilge kişisi Galsan ile Tahtakuşlar’ın can kardeşleri… Araya giren sayısız yılları ve binlerce kilometreyi tek bir bakışta eriten, zamanın ve mesafelerin unutturamadığı o gizli akrabalık, Kazdağları’nın esintisinde yüz yüze gelmişti. O gün, bu iki adın aynı hikâyenin içinde nasıl kökleneceğini ve tek bir yazgıda nasıl düğümleneceğini henüz bilmiyordum.

Eski adı "Kuşlar Bayırı" olan Tahtakuşlar, Kazdağları’nın gölgesine sığınmış köklü Tahtacı Türkmen yurtlarından biri. Onları, "tahtacılık" mesleğiyle anıp geçmek, titizlikle sakladıkları, özenle korudukları, büyülü kültür dünyasının eşiğine basmadan dönmek olur. Bu eski topluluğun Kazdağları’ndaki ayak izlerini sürdüğümüzde, karşımıza çıkan o bitimsiz göçerlikten yerleşik hayata geçiş hikâyesi bizi asırlık bir yolculuğa çıkarır. Toroslar’ın zirvelerinden Kuzey Ege’nin koyaklarına kadar keçe çadırlarında, mevsimlerin peşinde yaylak-kışlak bir düzenle yaşam süren Tahtacılar; ormana adanmış hayatlarını zamanla toprağa bağlı yeni bir yaşam pratiğiyle harmanlamışlardır. İşte bu konar-göçer yalıtılmışlık, onların uzak topraklardan getirdikleri kimliklerini bugüne ulaştırmalarını sağlamıştır.

Sıradan bir coğrafya unsurunun ötesinde olan Kazdağları, köyün ardında tüm heybetiyle yükseliyor. Sarıkız efsanesi çevresinde anlatılanlar, ziyaret tepeleri, dilekler, kurbanlar, ağaçlara bağlanan bezler dağın insan hayatındaki manevi yerini yüceltiyor. Ağaçlardaki çaputları görünce Moğolistan’daki ovoolar, Tuva’daki ovaalar ve diğerleri geldi aklıma. Dağlarda, geçitlerde, yol boylarında taşlarla yükselen, bezlerle işaretlenen, insanların önünde durup saygıyla dilekte bulunduğu o kutsal yerleri düşündüm. Ayrı tarihlerin ve süreçlerin içinden gelen insanlar dağı, ağacı, suyu, mezarı, atayı hangi anlamlarla hayatlarının içine ve merkezine alıyor? Birbirine bu denli benzeyen uygulamaların ardında ortak bir kök tarih mi, kültürel temas mı, yaşanılan çevrenin doğurduğu yakın insan refleksleri mi, yoksa birbirinden bağımsız gelişmeler mi bulunuyor? Bu soruların ardından zihnim, Kazdağları'nın esintisinden yeniden Sengel’e döndü.

Galsan Çinag, Moğolistan bozkırları ile Altaylar'ın kesiştiği bu zamansız dünyanın içinden, kamların ve göçerlerin felsefesiyle süzülüp gelmişti. Onun çocukluğunun geçtiği Sengel (Tsengel) bölgesinde; Tuvalar, Kazaklar, Moğollar ve Altayların yerel boyları çok kültürlü bir bütünlük içinde bir arada yaşamaktadır. İşte o gün Sengel; tüm bu oymak gelenekleri, ulu dağ kültleri ve bozkır mirasıyla birlikte, Galsan’ın önderliğinde Kazdağları'nın eteğindeki Tahtakuşlar’a konuk olmuştu.

Burada her yıl 6-7 Mayıs’ta, Hıdırellez’de mezarlıkta büyük bir buluşma gerçekleştiriliyor. Mezarlar temizlenip güllerle donatılıyor, kurbanlar kesiliyor, lokmalar hazırlanıp dualar ediliyor; yöresel kıyafetlerini giyen kadınlar kuruyemiş ve şekerlemeler dağıtıyor. Köydekiler bu geleneğe, "atalarla, ölenlerle buluşma" diyor. Bu bilgi beni önce doğduğum topraklara götürdü. Burada bahar bayramı olan Hıdrellez, Iğdır’da başka bir bahar bayramı olan Yenigün/Nevruz; mezarlıklarda ölülerle buluşma; yeni yılın ve uyanan baharın sevincini önce onlarla paylaşma geleneğinin bir başka yüzüydü. Ardından, Çuvaşistan’da ziyaret ettiğim bir mezarlık canlandı gözümün önünde. Orada da sonbaharda, hasat günlerinin ardından, toprağın verdiği bereketi atalarla paylaşma inancıyla kabirlerin üzerine yiyecekler bırakıldığını, yanlarına çatal ve kaşıklar konduğunu görmüştüm. Çocukluğumun Nevruz’u, Çuvaşistan’ın sessiz mezarlığı ve Tahtakuşlar’ın Hıdırellez’i… Elbette takvimleri, inanç çevreleri ve uygulama biçimleri birebir aynı değildi. Ancak hepsinin özü tek bir gerçeğe çıkıyordu: Ölüm sadece dünyaların değişmesiydi; uyanan her baharda ve toplanan her hasatta, gidenlere "Sevincimize siz de katılın." demekti belki de. 26 Nisan 2006’da aramızdan ayrılan, "Haydar Haydar" yorumuyla hafızalara kazınan Türk halk müziğinin çınarı Ali Ekber Çiçek de burada uyuyor.

Bölgenin kültürel kimliğini en net yansıtan odak noktası, kuşkusuz Tahtakuşlar Etnografya Galerisi'dir. Emekli öğretmen Alibey Kudar ve ailesinin çabalarıyla 10 Haziran 1991’de kapılarını açan bu özel mekân, köyün ilk, Türkiye’nin ikinci özel müzesi olmasının ötesinde, kırsal bir alanda hayat bulan ilk sergi merkezi olma unvanını da elinde bulundurmaktadır. Konar-göçer Tahtacı Türkmenlerinin ve Yörük topluluklarının geçmişine ışık tutan el emeği kilimler, özgün giysiler, halılar, çadır dokumaları, gündelik yaşam araçları, takılar, geleneksel çalgılar ve nadide el yazması eserler burada büyük bir özenle gelecek kuşaklara aktarılmaktadı...

Kaynak: BHA