ANKARA - BHA
Akademik çevrelerin önde gelen isimlerinden ve Haber7 platformunda kaleme aldığı yazılarla tanınan Prof. Dr. Zakir Avşar, “Terörsüz Türkiye yolunda provokasyonlara dikkat” başlıklı yeni bir makale yayımladı. Avşar, bu metinde terörle mücadelenin yalnızca fiziksel boyutunu değil, toplumsal ve siyasi yansımalarını da kapsayan çok katmanlı bir süreç olduğunu vurguladı.
Avşar, terörle mücadelede elde edilecek başarının, örgütsel yapıların çökertilmesinin ötesinde, terörün toplum ve siyaset üzerindeki etkilerinin yeniden üretilmesini engelleyici bir iklimin tesis edilmesiyle doğrudan bağlantılı olduğunu ifade etti. Bu bağlamda “Terörsüz Türkiye” vizyonunun, ulusal güvenlik stratejilerinin yanı sıra siyasi istikrarın sağlanması ve kamu düzeninin korunması açısından da kritik bir rol üstlendiğini belirtti.
Terör örgütlerinin nihai amacının, elindeki şiddet potansiyelini kullanarak siyasi sonuçlar elde etmek olduğunu hatırlatan Avşar, bu nedenle mücadelenin sadece terör eylemlerinin önlenmesi boyutunda ele alınamayacağını savundu. Terörün propaganda, sembolik ifadeler, toplumsal gerilimler ve siyasi kutuplaşma kanalları üzerinden yeniden görünür kılınmasını sağlayabilecek tüm mekanizmaların titizlikle incelenmesi gerektiğini dile getirdi.
Gündeme gelen bazı açıklamaların, törenlerin, taziyelerin ve sportif etkinliklerin etrafında şekillenen tartışmaların bu perspektiften değerlendirilmesi gerektiğini aktaran Avşar, söz konusu olanın belirli toplumsal faaliyetlerin kategorik olarak yasaklanması olmadığını vurguladı. Asıl mesele, bazı davranışların terör propagandasına zemin hazırlayıp hazırlamadığı, şiddeti meşrulaştırıp meşrulaştırmadığı veya toplumsal kutuplaşmayı derinleştirici bir siyasi ve psikolojik atmosfer oluşturup oluşturmadığı noktasında yoğunlaşıyor.
Bu ayrımın hayati önem taşıdığını belirten Avşar, demokratik bir hukuk devletinde değerlendirmelerin varsayılan niyetlerden ziyade somut eylemler, kullanılan semboller, ortaya çıkan sonuçlar ve bu unsurların hukuk düzenindeki karşılığı üzerinden yapılması gerektiğini söyledi.
Terörsüz Türkiye sürecinin kalıcılığı açısından ikinci kritik hususun, provokasyonların toplumsal ölçekte büyütülmemesi olduğunu kaydeden Avşar, siyasi şiddet araştırmalarındaki bilgilere atıfta bulundu. Yüksek gerilim dönemlerinde sınırlı sayıda olayın, karşılıklı tepkiler aracılığıyla geniş kitleleri etkileyebildiğini hatırlattı. Bir eylemin toplumsal yankısının, eylemin niteliği kadar ona verilen siyasi ve toplumsal tepkinin niteliğiyle de şekillendiğini vurguladı.
Bu nedenle provokatif tutumlara karşı devletin, siyasi kurumların ve vatandaşların vereceği tepkinin ölçülü olması gerektiğini belirten Avşar, hukuka aykırı fiiller için gerekli yasal süreçlerin işletilmesini ve terör propagandası veya şiddet teşviki söz konusu olduğunda hukukun öngördüğü mekanizmaların uygulanmasını önerdi. Buna karşılık, hukuken suç teşkil etmeyen her davranışın siyasi bir krize dönüştürülmesinin, toplumsal gerilimi azaltmak yerine artırabileceği uyarısında bulundu.
Avşar, hukuk devleti ilkesinin bu süreçte belirleyici bir ölçüt oluşturduğunu ve terörle mücadelede devlet otoritesinin güçlü olması ile hukuki sınırlar içinde hareket etmenin birbirine alternatif olmadığını vurguladı. Sürdürülebilir bir güvenlik politikasının temel şartlarından birinin, kamu gücünün öngörülebilir, ölçülü ve hukuka bağlı biçimde kullanılması olduğunu ifade etti.
Aynı ölçütün siyasi iletişim için de geçerli olduğunu belirten Avşar, terör konusunun siyasi rekabetin olağan gündem maddelerinden biri haline getirildiğinde kullanılan dilin toplumsal sonuçlarının dikkatle hesaplanması gerektiğini söyledi. Siyasi aktörlerin açıklamalarının, özellikle hassasiyetin yüksek olduğu dönemlerde, olayların algılanış biçimini ve toplumsal tepkilerin yönünü etkileyebilecek nitelikte olduğunu hatırlattı.
Bu çerçevede siyasi aktörlerin temel sorumluluğunun, her gelişmeye en yüksek düzeyde tepki vermek değil; hangi gelişmenin hukuk çerçevesinde ele alınması gerektiğini ve hangisinin siyasi polemik konusu yapılmaması gerektiğini ayırt edebilmek olduğunu vurguladı. Bu yaklaşımın teröre karşı taviz vermek anlamına gelmediğini, aksine terör konusunda kavramsal netliğin korunmasını sağladığını belirtti.
Avşar, terör örgütlerinin eylemleri ve propagandası ile toplumun meşru siyasi faaliyetlerinin birbirinden kesin bir şekilde ayrıştırılması gerektiğini ifade etti. Terör örgütüne meşruiyet kazandıran, şiddeti haklı gösteren veya örgütsel propagandayı normalleştiren tutumlara karşı açık bir hukuki ve siyasi mesafenin korunması gerektiğini dile getirdi.
Öte yandan, terör örgütlerinin faaliyetlerini sona erdirme hedefi ile toplumun tamamını terör örgütleriyle özdeşleştiren bir yaklaşım arasında da net bir ayrım bulunduğunu vurguladı. Devletin güvenlik politikalarının etkinliğinin, bu ayrımı doğru yapabilme kapasitesiyle yakından ilişkili olduğunu belirtti.
Terörsüz Türkiye hedefinin toplumsal boyutunun da bu noktada ortaya çıktığını kaydeden Avşar, uzun süreli terör ortamlarının doğrudan güvenlik kayıplarıyla sınırlı kalmadığını söyledi. Kamu kaynaklarının kullanımından bölgesel ekonomik kalkınmaya, yatırım kararlarından toplumsal güven duygusuna kadar geniş bir yelpazede maliyetler oluşturduğunu ifade etti. Terör tehdidinin giderilmesinin, bu maliyetlerin azaltılması ve ülkenin kaynaklarının daha yüksek ölçüde kalkınma hedeflerine yönlendirilmesi açısından önemli bir fırsat sunduğunu aktardı.
Bu nedenle sürecin günlük tartışmalar içinde dar bir çerçeveye sıkıştırılmasının doğru olmadığını belirten Avşar, törenler, açıklamalar, sosyal medya tartışmaları veya sportif faaliyetler üzerinden ortaya çıkan olayların, Türkiye'nin uzun vadeli güvenlik hedefinin önüne geçirilmemesi gerektiğini vurguladı.
Avşar, kamu görevlilerinin yanı sıra siyasi partilerin, medya kuruluşlarının, spor kurumlarının, sivil toplum yöneticilerinin ve kamuoyunu etkileyen kişilerin de kullandıkları dilin sonuçları üzerinde daha fazla durulması gerektiğini belirterek değerlendirmelerini sonlandırdı. Makalede, toplumsal barışın korunması ve terörle mücadele sürecinin sağlıklı işleyebilmesi için tüm aktörlerin sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerektiği mesajı verildi.