CİB HABER
Sağlık

Avşar: Sosyal medya benlik algısını ve mahremiyeti çarpıttı

Giriş: 3 Eylül 2026 11:14 • Güncelleme: 10 Ekim 2026 00:12

Prof. Dr. Zakir Avşar, sosyal medyanın insanın kendini sunum biçimini nasıl kökten değiştirdiğini ve bu durumun psikolojik etkilerini derinlemesine inceledi.

ANKARA - BHA

Haber7 yazarı ve akademisyen Prof. Dr. Zakir Avşar, kaleme aldığı “Etkileşim ve paylaşım budalaları” başlıklı makalesinde dikkat çekici bir analiz ortaya koydu. Avşar, metninde şu değerlendirmelere yer verdi:

“Etkileşim ve paylaşım budalaları

Aramızdan ayrılan Yavuz Bülent Bakiler ağabeyimizden dinlediğim bir anıyı paylaşmak istiyorum. Bir gün rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti, son derece masumane bir dille rahmetli Necip Fazıl’a soru yöneltir: -Üstadım, samimi olarak itiraf ediyorum, bu durumu bir türlü kavrayamıyorum. Siz büyük bir şair, büyük bir yönetmen, büyük bir düşünür, büyük bir mücadeleci ve büyük bir dehasınız. Tüm bu üstünlükleri tek bir kişide toplamışsınız.

-Ne anlaşılmayan var Osman, hemen söyle bakalım! Bir itirazın mı söz konusu? -Allah korusun Üstad, nasıl itiraz edebilirim? Tutamadığım nokta şudur: Bu denli büyük bir kimlikte, soyadınız neden büyük kürek veya uzun kürek değil de Kısakürek olarak kalır?

Necip Fazıl öfkeyle tepki verir: -Osmaan! Şaka yapmakta takıntılısın! Soyadımın ecdadımızdan gelen bir miras olduğunu bilmiyor musun? Kısakürek soyadını ben seçmedim. Ben, bu soyadını taşıyarak büyüklüğümü kanıtladım, bunu anlıyor musun?

Osman ağabeyin zekasının ürünü olan her ortama uyum sağlayan mizah anlayışı için üstadın ‘şaka budalası’ ifadesini kullanmak ne kadar isabetli olur, emin değilim. Ancak sosyal medyada her anlarını paylaşmak için yaşayan kişilere en hafif tabirle ‘etkileşim ve paylaşım budalası’ demek için kendimi zor tutuyordum…

Maalesef sosyal medya, insanların kendilerini dışarıya yansıtma biçimini köklü bir dönüşüme uğrattı. Geçmişte bireyin sosyal çevresiyle kurduğu bağlar büyük ölçüde fiziksel ve zamansal sınırlar içinde kalırken, dijital platformlar kişisel hayatı sürekli görünür kılan yeni bir toplumsal alan oluşturdu.

Günümüzde bazı insanlar için sosyal medya, yaşananların kaydedildiği veya başkalarıyla paylaşıldığı bir iletişim aracının ötesine geçerek hayatın merkezî dinamiklerinden biri haline gelmiş durumda. Bireylerin ne yaptıkları, nereye gittikleri, kimlerle buluştukları, ne satın aldıkları, ne yedikleri, ne hissettikleri ve ne düşündükleri, hatta ne hatalar yaptıkları düzenli olarak kamusal alana aktarılıyor.

Bu durumu sadece ‘sergileme’ veya ‘ilgi çekme arzusu’ olarak nitelendirmek, meselenin psikolojik ve sosyolojik derinliğini kavramamızı engelliyor…

‘Benlik’ kavramı, kişinin kendisi hakkında geliştirdiği algıların, değerlendirmelerin ve anlamlandırmaların bütünüyle yakından ilişkilidir. İnsan, kim olduğunu yalnızca kendi iç dünyasından yola çıkarak belirlemez; bu süreçte başkalarının kendisine yönelik tepkilerini de benlik değerlendirmesinde dikkate alır.

Sosyal medya, bu mekanizmayı olağanüstü bir ölçekte genişletmiştir. Bir paylaşımın aldığı beğeniler, yorumlar, görüntülenme sayıları ve takipçi adedi, bireye sürekli bir sosyal geri bildirim sunarak kişinin kendisi hakkındaki kanaatlerini ölçülebilir dijital göstergelere dönüştürmektedir.

Elbette sürekli paylaşma davranışını yalnızca kişinin karakteriyle açıklama yetersizdir; çünkü platformların tasarımının insan psikolojisi üzerindeki etkisi de mutlaka hesaba katılmalıdır.

Meselenin ikinci boyutu sosyal karşılaştırmadır. Günümüz insanı, kendini değerlendirebilmek için başkalarıyla kıyaslama eğilimindedir. Sosyal medya, bu karşılaştırmayı sürekli, küresel ve yoğun bir hale getirmiştir. Ancak burada önemli bir algısal asimetri söz konusudur: İnsan kendi hayatının tamamını bilirken, başkalarının hayatından seçilmiş görüntülerini görmektedir. Buna rağmen bu karşılaştırmalar yapılmaya devam etmektedir. Başkasının tatili, kariyeri, ilişkileri, fiziksel görünümü veya ekonomik başarısı, kişinin kendi gerçekliğiyle karşı karşıya getirilmektedir.

Bu durum, özellikle idealize edilmiş hayat görüntülerinin yoğun olduğu platformlarda yetersizlik ve memnuniyetsizlik duygularını beslemektedir. Kişi, başkasının hayatındaki istisnai anları kendi sıradanlığıyla kıyaslamaktadır.

Oysa dijital profil, kişinin hayatının aynası değildir. Seçilmiş, düzenlenmiş ve estetize edilmiş bir benlik anlatısıdır. Hangi fotoğrafın kullanılacağı, hangi cümlenin yazılacağı, hangi anın gösterileceği ve hangisinin gizli tutulacağı, bilinçli veya bilinçsiz bir editoryal süreçten geçmektedir.

Sosyolojik açıdan bakıldığında ise daha geniş çaplı bir dönüşüm yaşanmaktadır. Özel hayat giderek kamusal bir performans alanına dönüşmektedir. Eskiden mahremiyet, kişinin hayatındaki başkalarından sakladığı alan olarak tanımlanırdı. Bugün ise mahremiyetin sınırları daha karmaşık bir hal almıştır. İnsanlar, özel hayatlarını kendi iradeleriyle kamusal alana taşımaktadır. Burada temel sorun, paylaşımın varlığı değil, paylaşımın bir norm haline gelmesidir.

Çünkü bir davranış toplumsal norm haline geldiğinde, o davranışa katılmayan kişi de kendini açıklamak zorunda kalabilir. Herkes tatilini paylaşıyorsa, tatilini göstermemek bir eksiklik gibi algılanabilir. Herkes sosyal çevresini sergiliyorsa, yalnız kalmak başarısızlık izlenimi yaratabilir. Herkes başarılarını yayınlayorsa, başarısızlık görünmez hale gelir. Böylece sosyal medya, insanların ne yaptığını göstermekle kalmayıp, insanların ne yapması gerektiğine dair örtük normlar da üretmektedir.

En kritik mesele ise görünürlük ile değer arasındaki ilişkinin bozulmasıdır. Görünürlük bir iletişim ölçütüdür. Değer ise ahlaki, entelektüel, psikolojik veya toplumsal bir niteliği ifade eder.”

Kaynak: BHA