ANKARA - BHA
Türk İnternet Medya Birliği (TİMBİR) Yüksek İstişare Kurulu Başkan Vekili ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, "Ponzi’den Saadet Zincirlerine, Dolandırıcılığın Değişmeyen Tekerrürü" başlıklı yazısında şu ifadelere yer verdi:
"Para piyasaları çalkalanıyor. Ateş düştüğü yeri yakıyor. İnsanlar mağduriyetten çıkmak için devletten medet umuyor. Kendi düşen ağlamaz demek yeterli mi? Bu meseleler ilk kez karşılaşılan meseleler mi? Ülkemizde ilk kez mi oluyor? Daha önce olan vakaların benzerleri ise neden önlem alınmıyor veya insanlar hala dolandırılabiliyor?
Sorular birbirini kovalıyor…
Ponzi sistemi, saadet zinciri ve piramit satış modelleri… İsimleri ve kullandıkları araçlar değişse de insan davranışının bazı kalıcı zaaflarından beslenen dolandırıcılık biçimleridir. Bunları anlamak için meseleyi finansal bir teknikten çok güven, beklenti, sosyal etki ve insan psikolojisi üzerinden işleyen bir aldatma düzeni olarak ele almak gerekir.
Ponzi düzeninde temel mekanizma yeni katılımcılardan alınan paranın önceki katılımcılara kazanç gibi ödenmesidir. Ortada gerçek bir yatırım getirisi bulunması şart değildir. Sistem, yeni para girişi sürdüğü müddetçe başarılıymış izlenimi verir ve yeni girişler yavaşladığında veya çok sayıda kişi parasını geri istediğinde yapı çöker.
Charles Ponzi'nin 1920'lerde ABD'de kurduğu düzen "Ponzi sistemi" olarak adlandırılan dolandırıcılık modelinin atasıdır. Ponzi, farklı ülkelerde posta hizmetlerinde kullanılan uluslararası cevap kuponlarının fiyat farklılıklarından yararlanarak yüksek ve kısa sürede elde edilebilir kârlar sağlayacağını ileri sürüyordu. Yatırımcılara gerçek ticari faaliyetin sağlayabileceğinden çok daha yüksek getiriler vaat etti. İlk yatırımcılara ödemelerin yapılması sistemin gerçekten para kazandırdığı izlenimini güçlendirdi ve yeni insanların sisteme para yatırmasını sağladı.
Ancak bu ödemeler esas olarak yeni katılımcılardan gelen paralarla karşılanıyordu. Yeni para girişi sürdüğü sürece sistem ayakta kalabildi ve girişler yavaşlayınca Ponzi'nin vaat ettiği getirilerin gerçek bir ekonomik faaliyetten kaynaklanmadığı ortaya çıktı. Bu olay, sonraki benzer dolandırıcılıkların tanımlanmasında kullanılan "Ponzi şeması" kavramının yerleşmesine yol açtı.
Piramit ya da saadet zincirinde ise mekanizma katılımcının kazancı yeni katılımcılar getirmesine bağlanır. Ürün veya hizmet bulunabilir fakat sistemin asıl motoru gerçek müşterilere yapılan satış değil yeni insanların sisteme sokulmasıdır. Ponzi ile piramit satış arasındaki temel farkı bu noktada ortaya çıkıyor, ponzi'de yeni girenlerin parası önceki katılımcılara getiri olarak aktarılırken piramit satışta yeni katılımcı kazandırmak kazanç mekanizmasının parçası.
1996-1997 Arnavutluk piramit krizinde mesele bireysel dolandırıcılığın çok ötesine geçti. IMF'nin değerlendirmelerine göre piramitlerin yükümlülükleri ülke GSYH'sinin yaklaşık yarısına ulaşmış, nüfusun yaklaşık üçte ikisi sistemlere para yatırmıştı. Çöküş ağır toplumsal ve siyasal sonuçlar doğurdu.
İnternet teknolojileri bu mekanizmalara yeni bir görünüm kazandırdı. OneCoin, BitConnect, TelexFree, ZeekRewards gibi örneklerde sosyal medya, çevrim içi toplantılar, referans ağları, sahte başarı hikâyeleri ve dijital ödeme araçları kullanıldı. Dolandırıcılığın teknolojisi değişti fakat temel denklem değişmedi… Yeni insanların güvenini kazan, onların parasını veya emeğini sisteme sok, önceki katılımcılara başarı görüntüsü ver ve bu görüntüyü yeni katılımcı çekmek için kullan.
Burada mağdurları "açgözlü" veya "kolay para peşinde koşan" insanlar olarak açıklamak ciddi bir yanılgıdır. Bizim de böyle bir niyetimiz olamaz. Bu sistemlerin gücü, insanların irrasyonel olmasından çok normal insan psikolojisinin bazı özelliklerini sistematik biçimde kullanmalarından kaynaklanıyor.
İlk unsur güvendir. İnsanlar tanımadıkları bir dolandırıcıya para vermeyebilir fakat teklif bir akraba, arkadaş, meslektaş, hemşehri, kanaat önderi veya saygın bir topluluk mensubu üzerinden geldiğinde algı değişebilir. Literatürde buna affinity fraud denir. Dolandırıcı, ortak kimlik veya sosyal ilişki üzerinden oluşmuş güveni kullanır.
İkinci unsur sosyal kanıttır. Bir kişi çevresinde insanların para kazandığını gördüğünde, sistemin gerçekliğini ayrıca araştırma ihtiyacı hissedebilir. İlk katılımcılara gerçekten ödeme yapılması da bu yüzden önemlidir. Dolandırıcı açısından erken dönemde yapılan ödemeler bir maliyet değil yeni yatırımcı kazanmak için kullanılan bir reklam aracıdır.
Üçüncü unsur statü ve başarı gösterisidir. Lüks otomobiller, seyahatler, yüksek gelir hikâyeleri, ekran görüntüleri, banka hesaplarındaki rakamlar, ödül törenleri ve "başarıya ulaşmış" insanların anlatıları sistemin güvenilirliğini desteklemek için kullanılır.
Dördüncü unsur kaçırma korkusudur. "Bugün girmezsen fırsatı kaçırırsın", "kontenjan bitiyor", "bu seviyeye ulaşmak için son gün" gibi ifadeler kişinin düşünme ve araştırma süresini kısaltır. Dolandırıcılığ...