CİB HABER
Yerel Gündem

Gürsoy: 14 aylık tenis değişimi neden yarıda kaldı?

Giriş: 3 Eylül 2026 11:46 • Güncelleme: 10 Ekim 2026 01:28

Spor yazarı Ömer Gürsoy, Hakan Diler’in istifa sürecini ve Gelişim Ligi’ni değerlendirerek Türk tenisindeki reform çabalarının neden yarım kaldığını inceledi.

ANKARA - BHA

Spor dünyasının deneyimli kalemlerinden Ömer Gürsoy, Türk tenisindeki son gelişmeleri kapsamlı bir analizle ele alan "Türk tenisinde değişimin bedeli: 14 aylık dönem neden yarıda kaldı?" başlıklı makalesinde dikkat çeken ifadeler kullandı.

Yazısında mevcut tabloyu şöyle özetledi:

"Türk tenisinde değişimin bedeli: 14 aylık dönem neden yarıda kaldı?

Son zamanlarda Türk tenisinde sadece turnuvaların düzenlendiği, rutin federasyon işleyişinin devam ettiği sıradan bir zaman dilimi geçirilmedi.

Altyapıdan müsabaka takvimine, yönetmeliklerden teknik koşullara, kamu kurumlarıyla yapılan iş birliklerinden yenilikçi organizasyon formatlarına kadar pek çok alanda köklü değişiklikler hayata geçirilmeye çalışıldı.

Türkiye Tenis Federasyonunda 2024 yılının kasım ayı başlarında başlayan yeni yönetim kademesiyle birlikte teknik yapıda da farklı bir vizyon oluşturulması öncelikli hedefler arasına girdi. Bu dönüşüm sürecinin en belirgin figürlerinden biri, 27 Haziran 2025 tarihinde Teknik Kurul Başkanlığı koltuğuna oturan Hakan Diler oldu.

Bu bağlamda Diler’in kendi arzusuyla görevinden çekilmesi, basit bir personelin rotasyonu olarak değerlendirilmemelidir.

Zira geride kalan 14 ay, Türk tenisinde uzun süredir beklenen ve acil ihtiyaç haline gelen bazı yapısal reformların uygulamaya konulmaya çalışıldığı son derece yoğun bir çalışma dönemini temsil etmektedir.

Kendim yaklaşık 20 yıldır Türk tenisinde geçici çözümler üretmek yerine, kalıcı ve sağlam bir yapı inşa etmenin şart olduğunu vurguluyorum.

Her yeni yönetim döneminde birkaç yönetmeliği güncellemek, takvime birkaç turnuva eklemek ya da yeni projeler ilan etmek teknik olarak mümkündür.

Ancak gerçek anlamda bir reform, sistemin temel dinamiklerini değiştirmeye cesaret etmeyi gerektirir.

Bu perspektiften bakıldığında Hakan Diler döneminin en kritik başlığının, üzerinde yoğunlaşan teknik düzenlemelerin yanı sıra Gelişim Ligi olduğunu düşünüyorum.

İLK KEZ BİR LİG

Türk tenisinde özellikle 12-14 yaş aralığındaki genç sporcular için yıllardır dile getirilen ancak kalıcı bir modele dönüşemeyen bir eksiklik söz konusuydu:

Çocukların sadece bireysel sıralama turnuvalarında değil, aynı zamanda kulüp temsiliyeti altında ve takım ruhu içinde yarışabileceği sürdürülebilir bir mekanizma.

Gelişim Ligi tam olarak bu vizyondan doğmuştur.

İl, bölge ve Türkiye finallerinden oluşan katmanlı bir yapı kurgulandı. Ligin ilk yılında 1.300’den fazla sporcu ve 300’den fazla kulüp bu organizasyonun bir parçası haline geldi.

Bu rakamların taşıdığı anlam, sayıların ötesinde daha derin bir öneme sahiptir.

Çünkü ilk kez bu yaş kategorisinde geniş kapsamlı bir lig sistemi kurularak, sporcuların kulüplerini temsil etmesi sağlandı ve ailelerin omuzlarına ağır finansal yükler bindirilmeden çocukların daha fazla maç oynama imkânı hedeflendi.

Bununla birlikte tüm bu çalışmalar, Türkiye’nin en köklü kurumlarından İş Bankası’nın sponsorluk desteğiyle hayata geçirildi.

Bu noktada Türkiye Tenis Federasyonu Başkanı Şafak Müderrisgil’in hakkının da teslim edilmesi gerekmektedir.

Müderrisgil’in İş Bankası’nı projenin içine dahil etmesi, Gelişim Ligi’nin yalnızca bir teknik kurul çalışması olmaktan çıkıp kurumsal bir altyapı yatırımına dönüşmesini sağladı.

Kanaatimce başkanlık döneminin en önemli reform adımlarından biri buydu.

Çünkü projeler havada kalmaya mahkûm olabilir.

Sunumlar hazırlanabilir.

Dosyalar yazılabilir.

Toplantılar yapılabilir.

Ama asıl mesele, projenin hayat bulmasıdır.

Ve en zor bölüm de tam olarak budur.

STATÜKO TAM DA BURADA ORTAYA ÇIKAR

Yıllar içinde köşede sessizce bekleyen statüko, değişim başladığında kendisini göstermeye başlar.

Eleştiriler gelir.

Şikâyetler artar.

Bürokratik süreçler devreye girer.

Kişisel rekabetler başlar.

Gelişim Ligi sürecinde Bakanlık Teftiş Kurulu’nun devreye sokulmasına kadar uzanan gelişmeler yaşandı. Bana kadar ulaşan şikâyetler de zaman zaman neredeyse günlük bir rutine dönüştü.

Fakat bütün bunlara rağmen çocuklar korta çıktı.

Kulüpler lige sahip çıktı.

1.300’ün üzerinde sporcu ve 300’ün üzerinde kulüp organizasyona dahil oldu.

Yani proje, masa başındaki tartışmaların dışına çıkıp gerçek hayatta karşılık buldu.

Bir reformun en önemli testi de budur.

Elbette Gelişim Ligi eleştirilebilir. Eksikleri olabilir. Geliştirilebilir.

Ama yaşama geçirilmiş olması onu yıllardır havada kalan pek çok “proje”den ayırıyor.

Çünkü bizim asıl problemimiz proje üretmek değil, projeyi yaşatacak sistemi kurabilmek.

Statüko tam da burada devreye giriyor.

14 AYLIK DÖNEMİN GÖRÜNMEYEN TARAFI

Hakan Diler’in 14 aylık görevini değerlendirirken yalnızca yaptığı işlere bakmak da eksik olur.

Çünkü bir insanın bir görevi nasıl yaptığı da önemlidir.

Diler, Teknik Kurul Başkanlığı görevini gönüllü olarak yürüttü. Kamu göreviyle federasyondaki sorumluluğunu birlikte taşıdığı bu süreçte, görevini kişisel bir menfaat alanına dönüştürmemeye özen gösterdi.

Özellikle akçeli işlerle anılmaması, bu açıdan altı çizilmesi gereken bir özellik.

Spor yönetiminde yalnızca proje üretmek değil; yetkiyi kullanırken kişisel çıkarın dışında kalmak, görev sona erdiğinde de kurumun arkasında şaibe bırakmamak önemlidir.

Diler’in istifasında da aynı çizgiyi görmek mümkün.

Görevden ayrılırken kişisel bir hesaplaşmaya girişmedi. Kavgayı, polemiği ve makamı kendisinin önüne koymadı.

Geldiği günkü zarafetini ayrılırken de korudu.

Bazen insanın gerçek karakteri makamdayken değil, makamdan ayrılırken ortaya çıkar.

Diler açısından 14 aylık dönemin bu yönünün de..."

Kaynak: BHA