CİB HABER
Yerel Gündem

Üç Büyükler Sezona Galibiyetsiz Başladı

Giriş: 17 Ağustos 2026 11:45 • Güncelleme: 16 Eylül 2026 14:09

Ömer Gürsoy, Süper Lig'in ilk haftasında Galatasaray, Fenerbahçe ve Trabzonspor'un galibiyet alamamasını değerlendirdi. Yazar, üç devin düşük bütçeli rakipler karşısındaki performans sorununu ve taktiksel yetersizlikleri masaya yatırdı.

ANKARA - BHA

Spor yazarı Ömer Gürsoy, kaleme aldığı köşe yazısında Süper Lig'in açılış haftasını ve devlerin performansını derinlemesine analiz ederek şu değerlendirmelerde bulundu:

"Kabus Gibi Bir Açılış

Türk futbolu için daha sezonun ilk günlerinde, kulak aşinalığı taşıyan üzücü bir tablo ile karşı karşıyayız.

Galatasaray, Fenerbahçe ve Trabzonspor...

Bu üç dev takım, hem kadro derinliği hem de piyasa değeri açısından rakiplerinin çok önünde yer alıyor. Üstelik üçü de yeni sezona iddialı transferler, büyük hedefler ve şampiyonluk beklentisiyle girdi.

Ancak ilk haftanın sonuna gelindiğinde üç devin de hanesinde galibiyet yazmıyor.

Galatasaray, Süper Lig'e yeni katılan Çorumspor ile 2-2 berabere kaldı. Fenerbahçe, geçen sezon son haftalarda ligde kalmayı başaran Gençlerbirliği'ne 2-1 mağlup oldu. Trabzonspor ise yine geçen sezon küme düşme riskiyle boğuşan Kasımpaşa deplasmanından 1-1'lik beraberlikle ayrıldı.

Asıl şaşırtıcı olan, bu üç maçın ortak noktasının sadece skorborddaki sonuçlar olmaması.

Oyunun akışı ve hikayesi de birbirine son derece benziyor.

Ve bu durum, aklıma yakın zamanda yaşadığımız iki milli takım karşılaşmasını getiriyor: Dünya Kupası elemelerindeki Avustralya ve Paraguay maçlarını...

Avustralya ve Paraguay Maçlarından Bugüne

O mücadelelerde de Türkiye, rakiplerine kıyasla topa daha çok sahip olan, oyunu rakip yarı sahasına taşıyan ve kağıt üzerinde favori görünen taraftı.

Fakat rakiplerimizin bizlere karşı uyguladığı taktik plan son derece açıktı:

Topu bize bırak, alanları daralt, kritik anlarda baskı kur, topu kaptığında birkaç hızlı pasla kaleye git.

Biz topa sahipken rakipler çok daha az topa sahip, çok daha doğrudan ve çok daha verimli oynadı.

Şimdi Süper Lig'in ilk haftasında aynı filmin üç farklı versiyonunu izledik.

Çorumspor, Gençlerbirliği ve Kasımpaşa...

Üçü de rakiplerine göre ekonomik açıdan çok daha mütevazı kadrolara sahipti.

Ama sahada piyasa değeri değil, oyunun kendisi belirleyici oluyor.

Galatasaray: Sorun Transferden Önce İştah

Galatasaray'ın Çorumspor karşısındaki 2-2'lik beraberliği, belki de üç maç içinde en çarpıcı örnek.

Rakip, Süper Lig'in yeni ekibi.

Galatasaray'ın kadrosunda Osimhen, Sané, Torreira, Sara, Davinson Sánchez gibi dünya çapında yıldızlar bulunuyor. Üstelik maçın ilerleyen dakikalarında oyuna giren isimlerle birlikte Cimbom'un ekonomik gücü daha da artıyor.

Ancak maçın bazı bölümlerinde Çorumspor'un Galatasaray'dan korkmadığını açıkça gördük.

Daha da önemlisi, Galatasaray 1-0 öne geçtikten sonra sadece birkaç dakika içinde iki gol yiyerek 2-1 geriye düşmekten kurtulamadı.

Bu sadece bir savunma sorunu olarak yorumlanamaz.

Bence burada daha köklü bir mesele var:

İştah.

Galatasaray'ın maçı kazanmak için gereken tempoyu, agresifliği ve rakibin üzerine sürekli baskı kuracak istikrarı gösterememesi dikkat çekiciydi.

Osimhen'in 90. dakikada attığı gol olmasa, Galatasaray sezona kendi sahasında mağlubiyetle başlayacaktı.

Bu nedenle henüz beklenen transferlerin etkisini sahada görememiş olması nedeniyle taraftarın tepkisini çeken sarı-kırmızılılar için sorunu yalnızca transfer eksikliğine bağlamıyorum.

Transfer elbette önemli. Ama elindeki oyuncularla rakibe karşı ne kadar istekli ve hırslı olduğun çok daha kritik.

Çorumspor'un kadro değeri Galatasaray'ın çok gerisindeyken, Cimbom'un bu kadar zorlanması, “Daha oyuncu alınmalı” görüşü kadar, “Bu takım neden bu kadar az iştahlı?” sorusunu da gündeme taşıyor.

Fenerbahçe: 100 Milyonluk Fark Sahada Yok

Fenerbahçe maçında ise tablo daha da çarpıcıydı.

Fenerbahçe, Gençlerbirliği karşısında sadece çok daha değerli bir ilk on birle sahaya çıkmadı. Yedek kulübesinden oyuna giren oyuncular da rakibin kadrosuyla kıyaslanamayacak piyasa değerlerine sahipti.

Greenwood, Kanté, Muriqi, Dorgeles Nene gibi isimlerin oyuna dahil olmasıyla Fenerbahçe'nin sahadaki bireysel kalite seviyesi daha da yükseldi.

Ama sonuç ne oldu?

Gençlerbirliği 2-1 kazandı.

Üstelik Fenerbahçe ilk golü bulan taraftı.

Burada özellikle Tongya'nın attığı gol çok şey anlatıyor.

Gençlerbirliği topu kaptığında birkaç pasla Fenerbahçe savunmasının arkasına sarkabildi ve Tongya'nın süratiyle ceza sahasına girmesi golü getirdi.

Bana açıkçası Avustralya'nın bize attığı ilk golü hatırlattı.

Topu kaybettiğiniz anda rakibin size ne kadar hızlı saldırdığı...

İki-üç pas. Sürat. Alan. Son vuruş. Gol.

Topa sahip olmak, rakibe karşı üstünlük kurduğunuz anlamına gelmiyor.

Top sizdeyken rakip sizin üzerinize koşmak zorunda değil.

Asıl mesele, topu kaybettiğiniz anda ne yaptığınız.

Trabzonspor: Salah Bile Yetmedi

Trabzonspor-Kasımpaşa maçı da aynı hikayenin başka bir örneği.

Trabzonspor 1-0 öne geçti.

Sonra Kasımpaşa oyunun içine girdi, beraberliği buldu ve Trabzonspor özellikle ikinci yarıda rakibine karşı oyunu tamamen kontrol edemedi.

Üstelik Trabzonspor'un kulübesinden Salah gibi bir yıldız geldi.

Salah'ın oyuna girmesi doğal olarak beklentiyi yükseltti.

Ama bir oyuncunun sahaya girmesi, takımın oyun problemlerini otomatik olarak çözmüyor.

Salah birkaç pozisyonda kalitesini gösterdi ancak Trabzonspor'un genel oyununda beklenen patlamayı yaratamadı.

Burada da aynı soruyu sorabiliriz:

Takımın yıldızları mı eksik, yoksa takımın oyunu mu yeterince iyi değil?

Bence ikinci soruyu göz ardı etmemek..."

Kaynak: BHA