ANKARA - BHA
12-14 Ekim tarihlerinde Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) ve TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nde (TOBB ETÜ) gerçekleştirilen kongre, iklim değişikliğinin kentsel mekânlar üzerindeki etkilerini ele alarak kentlerin uyum ve dirençlilik kapasitesini artırmaya yönelik akademik, yönetsel ve toplumsal stratejileri tartışmayı amaçlıyor.
Protokol üyeleri açılış oturumunda yer aldı
Kongrenin açılış oturumunda; Düzenleme Kurulu Başkanı Zafer Çelik, Kent Araştırmaları Enstitüsü Genel Direktörü Emir Osmanoğlu, TEPAV Enerji ve İklim Değişikliği Çalışmaları Merkezi Direktörü Dr. Mühdan Sağlam, View Yapı Yönetim Kurulu Başkanı Ali İmran Bozdoğan, TOBB ETÜ Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tayyibe Nur Çağlar, AKK Başkanı ve ATO Başkanvekili Halil İbrahim Yılmaz, Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan, Karatay Belediye Başkanı Hasan Kılca, TOBB ETÜ Rektörü Prof. Dr. Yusuf Sarınay, Cumhurbaşkanlığı Yerel Yönetim Politikaları Kurulu Başkanvekili Prof. Dr. Şükrü Karatepe ve AKK Onur Kurulu Üyesi Prof. Dr. İlhan Tekeli yer aldı.
“Bu toprağın çocuklarının çevre ve doğayla öğreneceği aslında bir şey yok”
Konuşmasında geçmişte düzenlenen çevre ve iklim temalı akademik çalışmalara değinen Yılmaz, yedi yıl önce iklim değişikliğinin ekonomi üzerindeki etkilerinin tartışıldığı kongrede 122 oturumda 322 kişinin konuşma yaptığını hatırlattı.
Çevre bilincinin bu topraklarda köklü bir geçmişe sahip olduğunu vurgulayan Yılmaz, “Biz o zaman şunu anlamıştık; çevreye olan sevgimizin 1969’daki Greenpeace’le oluşmadığını, 1500’lü yıllarda Kanuni Sultan Süleyman dönemindeki kanunnamelerle oluştuğunu gördük. Geri dönüşümün bundan 100 yıl önce, Makine ve Kimya Endüstrisinin hemen arkasında, Kırıkkale yolunda Mustafa Kemal Atatürk’le başladığını konuştuk” ifadelerini kullandı.
Yılmaz, “Bu toprağın çocuklarının dünyadaki hiçbir topluluktan çevre ve doğayla ilgili öğreneceği aslında bir şey yok. Ama bir sorunumuz var; doğru kentleşmeyle tanışamamamız” dedi.
“Kenti bilimin ışığında değil, duygunun ve rantın ışığında örgütledik”
Özellikle 1980’li yıllardan itibaren hızlanan göç ve doğru kentleşme politikalarının yeterince geliştirilememesinin kent yaşamında önemli sorunlara yol açtığını belirten Yılmaz, rant odaklı yapılaşmanın toplumsal yaşam üzerindeki etkilerine dikkat çekti.
Yılmaz, kentlerin geleceğine ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:
“Biz toplumla olan duyguları kaybederek, rant uğruna bütün duygularımızı yok ederek kenti bilimin ışığında değil, duygunun ve rantın ışığında örgütledik. Bir tek fizibilite yapmadan, bir tek kişi istihdam etmeden kent rantlarıyla oluşan milyarlarca dolarlık ekonomileri tartışıyoruz.”
Kentlerde insanların özgürce yaşayabileceği, toplumsal huzuru paylaşabileceği ve sosyal ilişkilerini güçlendirebileceği bir kent tasarımına ihtiyaç olduğunu vurgulayan Yılmaz, dirençli kentlerin oluşturulmasında bilimsel yaklaşımın ve uzun vadeli planlamanın önemine dikkat çekti.
“Suyun olmadığı yerde adalet olmaz”
Ankara Kent Konseyi bünyesinde gerçekleştirilen “Suya Saygı Buluşmaları”na da değinen Yılmaz, su kaynaklarının korunmasının ve gelecek kuşakların ihtiyaçlarına uygun politikalar geliştirilmesinin önemini vurguladı.
Yılmaz, “Suyun olmadığı yerde adaletin olmayacağını, gelecek yüzyılda suyu olanın söz sahibi olacağını, silahı olanların ise diz çökeceğini tartıştık” ifadelerini kullandı.
Çevre duyarlılığının yalnızca akademik çalışmalarla sınırlı kalmaması gerektiğini belirten Yılmaz, doğa ve çevre bilincinin eğitimden günlük yaşama kadar toplumun bütün kesimlerinde güçlendirilmesi çağrısında bulundu.
AKK Başkanı Yılmaz’dan yerel katılım ve dirençli kentler vurgusu
Öğleden sonra Emir Osmanoğlu başkanlığında; Mehmet Kasapoğlu, Ahmet Dinçer, M. Erkan Kaçar, Halil İbrahim Yılmaz ve Cemal Baş’ın katılımıyla gerçekleştirilen oturumda konuşan Yılmaz, kentlerin geleceğinin ortak akıl, katılımcılık ve toplumsal dayanışmayla şekillendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Engelsiz kentler için farklı disiplinlerin bir araya getirilmesiyle ortaya konulan yaklaşımın kent yönetimlerine de örnek olabileceğini belirten Yılmaz, yerel sorunların çözümünde toplumun bütün kesimlerinin söz sahibi olması gerektiğine dikkat çekti.
“Depremler sonuçtur, sosyal fayları da konuşmamız gerekiyor”
Kentlerdeki yapılaşma anlayışının toplumsal ilişkileri de etkilediğini belirten Yılmaz, komşuluk ilişkilerinin zayıflamasına dikkat çekerek, “Bu kadar yaşanmaz labirentler içerisinde sıkışık bir şekilde hayatımız devam ettiği hâlde biriyle konuşamaz hâle geldik biz. Öteki ne der, kim ne der endişesiyle ne diyeceğimizi cesaretle arz edemez hâle geldik” dedi.
Yılmaz, kentlerde sosyal bağların güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak, “Sismik fay hatlarından önce sosyal fayları konuşmamız gerektiğini anladık biz. Depremler sonuçtur; asıl soruna giden yolda bizim alabileceğimiz, konuşabileceğimiz tedbirler var” ifadelerini kullandı.
Tü...









💬 Yorumlar (0)
İlk yorumu siz yapın.