ANKARA - BHA

Yaşar Banu Dinçer, kaleme aldığı analizde Ukrayna'nın İran ile yaşadığı gerilimin uluslararası boyutunu ve bu süreçte Washington'un rolünü ele alarak, Kiev'in bölgesel dinamiklerdeki konumunun değiştiğine dikkat çekiyor. Dinçer'in yazısının tamamı şu şekildedir:

Ukrayna, İran çatışmasına mı sürükleniyor: ABD, Ortadoğu'da yeni bir vekâlet savaşının mı mimarisi?

Kiev yönetiminin Ortadoğu coğrafyasındaki hareket alanını genişletmesi, İran merkezli gerilimin tek taraflı bir mesele olmaktan çıkıp çok aktörlü bir krize dönüştüğünün açık kanıtı niteliğinde. Hazar Denizi sularından Irak topraklarına, Katar'dan Kızıldeniz'e kadar uzanan bu yeni gelişme dalgası, Ukrayna-Rusya savaşının sınırlarını aşıp İran odaklı farklı bir güvenlik mimarisine dahil edildiğini gözler önüne seriyor. Ortaya çıkan bu tablo, Kiev'in kendi ulusal çıkarlarından çok, ABD'nin bölgesel hesaplarına hizmet eden bir enstrüman işlevi gördüğü yönündeki değerlendirmeleri daha da güçlendiriyor.

Bölgedeki son süreçler, İran-Batı eksenindeki gerilimin sadece Washington ile Tahran arasındaki ikili bir çekişme olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Ukrayna'nın İran'a karşı yürütülen operasyonlarda giderek daha görünür hale gelmesi, Körfez ülkelerindeki askeri işbirliği iddiaları ile Irak'taki son durum, çatışmanın sınırlarının genişlediğine ve daha fazla ülkeyi etkilediğine işaret ediyor.

Bu karmaşık tablonun en çarpıcı unsuru, Ukrayna'nın Rusya ile sürdürdüğü savaşın dışına çıkarak İran'a yönelik yeni bir güvenlik denklemine entegre olmasıdır.

Hazar Denizi'nde kritik bir eşik noktası

İran ticaret gemilerine yönelik Hazar Denizi'nde gerçekleştirildiği öne sürülen saldırılar, bu yeni dönemin en ciddi ve hassas gelişmeleri arasında değerlendirilmektedir.

Tahran yönetimi, bu olaydan doğrudan Kiev'i sorumlu tutmakta olup söz konusu saldırının hem İran'ın egemenlik haklarına hem de uluslararası hukuk normlarına karşı ciddi bir ihlal teşkil ettiğini savunmaktadır. İran tarafı ayrıca bu saldırının arkasında İsrail ile koordineli bir hareketin bulunduğunu iddia etmektedir.

Bu iddiaların tüm detaylarının bağımsız kaynaklarca doğrulanması gerekmektedir. Ne var ki olayın kendisi bile kritik bir stratejik soruyu gündeme taşımaktadır:

Ukrayna-Rusya savaşı, Hazar Denizi üzerinden İran'ın güvenlik alanına mı sıçramaktadır?

Eğer Kiev, İran'a ait veya İran ile bağlantılı deniz unsurlarına yönelik operasyonlara dahil oluyorsa, bunun Moskova ve Tahran tarafından yalnızca Ukrayna-Rusya savaşı çerçevesinde ele alınması beklenemez.

İran perspektifinden bakıldığında bu durum doğrudan bir ulusal güvenlik meselesi niteliği taşımaktadır.

Rusya perspektifinden bakıldığında ise Hazar Denizi; Güney Kafkasya, Orta Asya, enerji güvenliği ve Avrasya ulaşım koridorları nedeniyle hayati bir stratejik öneme sahiptir.

Bu nedenle Hazar bölgesinde yaşanabilecek yeni bir gerilim, yalnızca Rusya ve İran'ı değil, bölgedeki tüm ülkeleri etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir.

Moskova ve Tahran'ın ortak hareket etme zorunluluğu

Kiev'in İran'a yönelik tehditleri ve Ortadoğu'daki faaliyet alanının genişlemesi, Moskova ile Tahran arasındaki güvenlik işbirliğini daha da kritik hale getirmektedir.

Rusya ve İran'ın önünde yalnızca diplomatik açıklamalarla yetinmek gibi bir seçenek bulunmamaktadır. İki ülkenin özellikle istihbarat paylaşımı, hava savunma sistemleri, insansız hava araçlarına karşı koruma mekanizmaları, elektronik harp ve Hazar Denizi'nin güvenliği konularında koordinasyonu artırması, bölgesel güvenlik açısından rasyonel bir yaklaşım olacaktır.

Buradaki temel amaç yeni bir savaş başlatmak değil; çatışmanın yeni coğrafyalara yayılmasını ve Ukrayna üzerinden İran'a karşı yeni bir cephe oluşturulmasını engellemektir.

Moskova ve Tahran açısından ortak hareket edilmesi, aynı zamanda Hazar havzasındaki stratejik dengenin korunması bakımından da büyük önem taşımaktadır.

Ukrayna, Washington'un Ortadoğu'daki yeni vekiline mi dönüşüyor?

Kiev'in Körfez ülkelerinde İran yapımı insansız hava araçlarına karşı mücadele kapsamında askeri uzmanlık sağlaması, Ukrayna'nın Ortadoğu'daki rolü açısından yeni bir aşamaya işaret etmektedir.

Ukrayna ordusu, Rusya-Ukrayna savaşı sırasında İran menşeli olduğu belirtilen İHA'larla mücadele konusunda önemli bir deneyim kazanmıştır. Şimdi bu deneyimin Körfez ülkelerinin güvenlik ve hava savunma sistemlerine aktarılması, Kiev'i İran karşıtı bölgesel güvenlik mimarisinin daha doğrudan bir parçası haline getirmektedir.

Bu durum şu soruyu gündeme getirmektedir:

Ukrayna kendi güvenlik çıkarları doğrultusunda mı hareket ediyor, yoksa Washington'un İran'a yönelik stratejisinde yeni bir vekil aktöre mi dönüşüyor?

ABD'nin Kiev'e sağladığı siyasi, askeri ve istihbarat desteği dikkate alındığında bu sorunun sorulması son derece doğaldır.

Ukrayna'nın Ortadoğu'daki rolü genişledikçe, Kiev'in kendi stratejik öncelikleri ile Washington'un bölgesel hedefleri arasındaki sınır da daha fazla tartışılacaktır.

İsrail faktörü

İran ile İsrail arasındaki gerilimin bölgesel bir çatışmaya dönüşme riski taşıdığı bir dönemde Ukrayna'nın İran karşıtı faaliyetlerde daha aktif hale gelmesi, İsrail faktörünü de gündeme getirmektedir.

Tahran, Kiev ile Tel Aviv arasında koordinasyon bulunduğu yönünde suçlamalarda bulunmaktadır.

Bu tür suçlamaların kanıtlanması gerekmektedir. Ancak İran açısından Ukrayna'nın askeri kapasitesini Ortadoğu'daki İran karşıtı aktörlerle paylaşması, yeni bir güvenlik tehdidi olarak görülmektedir.

Rusya açısından da tablo önemlidir.

Moskova, İran'ı yalnızca Ortadoğu'daki bir...