AKTÜEL - BHA
Akademik çevrelerde tanınan isim ve Haber7 platformunda yazıları yayınlanan Prof. Dr. Zakir Avşar kaleme aldığı “Kamuoyu kimin oyu?” başlıklı değerlendirmede dikkat çeken ifadeler kullandı. Uzman isim, metninde şu görüşleri paylaştı:
“Kamuoyu aslında kimin oyu sorusu gündemde.
Günümüzde bu alanda faaliyet gösteren kurum sayısı ne denli artmış… Siyasi partiler ‘kuruluşumuzu tamamladık’ derken, siyasete yeni katılanlar ‘biz de sahnedeyiz’ dediği an itibarıyla anketler çılgınca üretiliyor… Pierre Bourdieu’nün ‘Kamuoyu Yoktur’ adındaki meşhur eleştirisini referans alarak, H. Tufan’ın derlemiş olduğu Kamuoyu Kimin Oyu? adlı çalışmayı aklıma getirdim…
Anket ve ölçüm merkezleri sürekli olarak her şeyi, özellikle de siyaseti ölçtüklerini iddia ediyorlar ancak bir kurumun verileri diğerininkilerle örtüşmüyor… En abartılı örneklerini yeni kurulan siyasi hareketin tanıtılması sırasında gördük. Kuruluşun yapıldığı gün birinci sırada gösteren kurumlar olduğu gibi, ikinci sırada konumlandıranlar da vardı, daha aşağıda gösterenler de… Bazı kurumlar ise ana kollarından ayrıldıkları CHP ile dengeye gelmiş görünüyor, bazıları CHP’yi negatif bölgeye çekti, hatta tamamen sildi…
Akla takılan temel soru şudur: Bu kurumlar farklı ölçütler mi kullanıyorlar, yoksa ortak bir kriter mi var? Bu alanın bilimsel bir standardı mevcut mu? Nasıl oluyor da bir tabloda zirvede olan, diğerinde son sıralarda yer alıyor ya da bir tabloda var olan, diğerinde neredeyse siliniyor?
Elbette bu mesleğin bir ciddiyeti, kuralı ve yöntemi var, olması da gerekir… Çünkü anketler, demokratik sistemin en kritik veri kaynakları arasındadır. Bilimsel kurallara bağlı kalındığında toplumun siyasi yönelimlerini, beklentilerini ve değişen tercihlerini kavramaya, siyasetçilerin toplumsal talepleri görmesine ve halkın siyasi gelişmeleri daha sağlıklı değerlendirmesine katkı sağlar. Yani herkes kendi boyunu ve ağırlığını az çok bilir…
Bir anketin bilimsel niteliği, yalnızca ortaya koyduğu rakamların gerçekçi görünmesiyle belirlenemez. Hangi örneklem grubunun seçildiği, kaç kişiyle görüşüldüğü, çalışmanın hangi tarihler arasında yürütüldüğü, görüşme yönteminin ne olduğu, soruların nasıl hazırlandığı, kararsız seçmenlerin nasıl değerlendirildiği ve sonuçların hangi ağırlıklandırma yöntemiyle hesaplandığı bilinmelidir.
Öyle yeni kurulan, kim tarafından, ne zaman, ne şekilde yapıldığı belirsiz, gösterişli bir araştırma kurumu adı yazılarak bu işler olmaz…
Araştırmayı kimin yaptırdığı ve finanse ettiği de aynı ölçüde önemlidir. Uluslararası meslek standartları, kamuoyu araştırmalarında bu bilgilerin mümkün olduğunca şeffaf biçimde açıklanmasını temel bir etik ilke olarak kabul etmektedir.
Metodolojisi ve finansmanı hakkında yeterli bilgi bulunmayan bir araştırmanın bilimsel değerini kamuoyunun bağımsız biçimde değerlendirmesi güçleşir.
Farklı isimli araştırma kuruluşlarının aynı siyasi tabloya ilişkin ve üstelik aynı dönemde birbirinden oldukça uzak sonuçlar açıklaması bu nedenle dikkatle değerlendirilmelidir.
Araştırmalar arasındaki her farkı manipülasyon olarak nitelendirmek bilimsel açıdan doğru olmayabilir ama örneklemin niteliği, saha tarihi, soru biçimi, görüşme yöntemi, ağırlıklandırma teknikleri ve kararsız seçmenlerin ele alınış biçimi sonuçlar üzerinde belirleyicidir.
Açıkça görülen, bariz, büyük farklılıkları “anketlerin hata payı vardır” diyerek geçiştirmek de yeterli değildir. Bilimsel yaklaşım araştırmalar arasındaki farkların hangi metodolojik tercihlerden kaynaklandığını ortaya koymayı gerektirir.
Özellikle kararsız seçmenlerin dağıtılması burada ayrı bir önem taşır. Araştırmada doğrudan ölçülen oran ile çeşitli varsayımlar kullanılarak hesaplanan oran aynı değildir.
Kararsız seçmenin hangi siyasi partiye veya adaya ne ölçüde yönlendirileceği, sonucu etkiler. Bu nedenle “kararsızlar dağıtıldıktan sonra” ortaya çıkan sonuçların kesin bir toplumsal gerçeklik gibi sunulması da doğru değildir. Bu sonuçlar belirli varsayımlar ve istatistiksel modeller çerçevesinde oluşturulmuş tahminlerdir.
Manipülasyon ihtimali salt örneklem ve hesaplama yöntemlerinde de ortaya çıkmaz. Sipariş araştırmalarla da olur. Nitekim oluyor da…
Soruların nasıl sorulduğu, seçeneklerin nasıl sıralandığı, hangi konuların önce gündeme getirildiği ve sonuçların hangi ifadelerle kamuoyuna aktarıldığı da seçmen davranışını etkileyebilir.
Bir araştırmada belirli bir partinin yüzde 30 ölçülmesi ile aynı sonucun “parti açık ara önde” şeklinde sunulması aynı şey değildir.
İlkinde bir veri aktarılırken, ikincisinde veriye siyasal bir yorum yüklenmektedir. Özellikle sosyal medyada araştırmaların yalnızca tek bir grafik veya rakam üzerinden paylaşılması araştırmanın yöntemi ve belirsizlikleri görünmez hale getirmektedir.
Burada medyanın sorumluluğu da araştırma şirketleri kadar önemlidir. Gazetecilik açısından bir anketin sonucunu yayımlamak yeterli değildir.
Araştırmanın örneklem büyüklüğü, saha tarihi, yöntemi ve finansmanına ilişkin temel bilgilerin okuyucuya aktarılması gerekir.
“Şok anket”, “seçimin sonucu belli oldu”, “ezici fark” gibi ifadeler ise çoğu zaman araştırmanın istatistiksel içeriğinden daha güçlü bir psikolojik etki üretir.
Böyle bir dil, araştırmanın toplumsal eğilimleri ölçme işlevini aşarak seçmen üzerinde algısal bir etki oluşturabilir.
Hukuki açıdan d...









💬 Yorumlar (0)
İlk yorumu siz yapın.