ANKARA - BHA

Spor alanında değerlendirmeleriyle tanınan Bahadır Bulut, kaleme aldığı yazılı açıklamada amatör sporun mevcut durumunu ve ekonomik boyutunu mercek altına aldı. "Sporu tabana mı yayıyoruz, tabandan para mı topluyoruz?" başlığını taşıyan metinde Bulut, şu düşüncelere yer verdi:

Amatör terimi, bir faaliyeti maddi kazanç amacıyla değil; salt zevk almak, heves veya hobi edinmek için gerçekleştiren kişiyi tanımlar. Bu kavram, profesyonelliğin tam karşıtıdır. Sözcüğün kökeni Fransızca'ya, oradan da Latince 'sevmek' anlamına gelen 'amare' fiiline dayanır. Dolayısıyla amatör, asıl olarak bir işi severek yapan bireydir.

Peki, Türkiye'deki amatör spor anlayışı bu tanımın ne kadar uzağında ya da yakınında?

2026-2027 sezonuna yönelik duyurulan tescil ve lisans bedelleri, amatör sporun önüne ciddi bir maddi bariyer dikmiştir. TFF'nin sonradan bu ücretlerde indirim kararı alması kuşkusuz olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Lakin temel mesele hâlâ güncelliğini korumaktadır:

Sporu topluma yayma çabasındayız yoksa spor yapmanın maliyetini mi yükseltiyoruz?

Ülkemizde uzun süredir sporun geniş kitlelere ulaşması, genç ve çocukların spora teşvik edilmesi, kadın futbolunun güçlendirilmesi ve toplumun her kesiminin sporla iç içe geçirilmesi gibi hedefler öne sürülmektedir.

Bu vizyon son derece değerlidir.

Fakat bir yandan sporun tabana yayılacağını vurgularken, diğer yandan amatör sporculara, onların ailelerine ve kulüplere yeni finansal yükler bindiriliyorsa, bu durumun üzerine eğilmemiz gerekir.

Zira bir çocuğun futbolla ilgilenip ilgilenemeyeceği, ailesinin ekonomik gücüne endekslenmemelidir.

Özellikle gençleri ve çocukları spora kazandırmayı, kadın futbolunu yaygınlaştırmayı ve sağlıklı nesiller yetiştirmeyi amaçlıyorsak; atılacak ilk adım ücretleri yükseltmek değil, aksine engelleri ortadan kaldırmak olmalıdır.

Amatör kulüpler, zaten büyük özverilerle faaliyetlerini sürdürmektedir.

Kulüp yöneticileri kendi kaynaklarını zorlarken, veliler çocuklarının spor yapabilmesi için bütçelerinden fedakârlık yapar, sporcular ise çoğu zaman hiçbir maddi beklenti gütmeksizin sahaya adım atar.

Buna rağmen hep birlikte şunu söyleriz:

"Sporu tabana yayacağız."

İnsan kaçınılmaz olarak şu soruyu sormaya itilir:

Sporu tabana, sağlıklı bir gelecek nesli inşa etmek için mi yayıyoruz; yoksa tabandan gelir elde etmek için mi?

Bu soru bir itham niteliği taşımamaktadır; aksine spor politikalarımızı yeniden gözden geçirmemiz gereken kritik bir uyarıdır.

Çünkü sporu tabana yaymak bir devlet politikası olarak kabul ediliyorsa, amatör sporcunun önüne ekonomik setler koymak bu hedefle doğrudan çelişmez mi?

Bir yandan "herkes için spor" sloganını yükseltirken, diğer yandan spora erişimin maliyetini artırıyorsak, gerçekten sporu mu tabana yayıyoruz; yoksa tabandan mı kaynak topluyoruz?

Amatör spor bir kazanç aracı değildir.

Amatör spor, toplumun geleceğine yapılan stratejik bir yatırımdır.

Bir çocuğun sahaya çıkması, bir gencin forma giymesi, bir kız çocuğunun futbol topuyla ilk kez buluşması yalnızca sportif bir etkinlik olarak görülmemelidir. Bunların tamamı; sağlıklı bireylerin, disiplinli gençlerin, güçlü sosyal bağların ve geleceğe umutla bakan bir toplumun inşası için yapılan yatırımlardır.

Bu bağlamda sporun kapısında sorulması gereken ilk soru:

"Ne kadar paran var?"

değil, şu olmalıdır:

"Hangi sporu yapmak istiyorsun?"

Çünkü sporu gerçek anlamda tabana yaymak, spora erişebilenlerin sayısını çoğaltmakla değil, erişemeyenlerin önündeki engelleri yıkarak mümkündür.

Belki de artık hep birlikte şu soruyu çok daha yüksek sesle dile getirmeliyiz:

SPORU TABANA MI YAYIYORUZ, TABANDAN PARA MI TOPLUYORUZ?

Esen kalın, sporla kalın.