O dönemde ABD başkanlığı koltuğunda oturan George W. Bush, saldırı anlarında bir ilkokulda bulunuyordu. Olay kendisine iletilmesinin hemen ardından Washington yönetimi, "küresel ölçekte terörizmle mücadele" stratejisini hayata geçirdi.

Operasyonların ilk odak noktası Afganistan oldu

Saldırının arkasındaki aktör olarak El Kaide örgütü ve lideri Usame Bin Ladin işaret edildi. Washington'ın ilk hedefi, bu örgüte barınak sağladığı ileri sürülen ve Taliban'ın idaresindeki Afganistan olarak belirlendi. Olayların kısa süre sonrasında bölgeye yönelik bir askeri harekat başlatılarak Taliban iktidardan indirildi.

Usame Bin Ladin, saldırılardan yaklaşık bir on yıl sonra, 2011 yılında hayatını kaybetti. Ne var ki Afganistan topraklarında kalıcı bir huzur ortamı tesis edilemedi. Taliban, yaklaşık yirmi yıllık bir sürenin ardından ülkenin yönetimini tekrar ele aldı.

Irak'ın işgali ve IŞİD'in yayılması

11 Eylül vakasının ardından ABD'nin dikkatini çeken diğer bir coğrafya Irak oldu. Saddam Hüseyin hükümetinin terörizmi desteklediği ve kitle imhası silahlarına sahip olduğu suçlamaları çerçevesinde 2003 yılında Irak'a müdahalede bulunuldu. Saddam Hüseyin ele geçirilerek infaz edildi; ancak iddia edilen kitle imhası silahlarının varlığına dair somut kanıtlar ortaya konulamadı.

Irak'ın işgal edilip Saddam Hüseyin rejiminin çökmesinin akabinde bölgede DAEŞ örgütü güçlendi. Grubun Irak ve Suriye sınırları içinde geniş toprak parçalarını hakimiyeti altına alması üzerine Washington, 2014 yılından itibaren bölgede yeniden askeri varlığını artırdı.

Geçen çeyrek asırlık süreçte, 11 Eylül saldırılarının sadece Amerika Birleşik Devletleri'ni değil, başta Afganistan ve Irak olmak üzere bölgedeki siyasi ve güvenlik mimarisini de kökten dönüştürdüğü açıkça görülmektedir. Bu dönemde yaşanan savaşlar ve çatışmalar nedeniyle en ağır kayıpları sivil halk yaşamıştır.