ŞANLIURFA - BHA

Üzerlerine yabani hayvan figürleri işlenmiş dev taş sütunlar, dairesel yapılar ve binlerce yıl öncesinden kalan mimari izler... Şanlıurfa'daki Göbeklitepe, henüz tarımın ve yerleşik yaşamın yaygınlaşmadığı bir dönemde insanların büyük ölçekli yapılar inşa edebildiğini gösteren arkeolojik buluntularıyla dikkati çekiyor.

Kent merkezinin yaklaşık 18 kilometre kuzeydoğusunda, Örencik Mahallesi yakınlarında bulunan Göbeklitepe'nin geçmişi MÖ 9600 ile 8200 yılları arasına uzanıyor. Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem'e tarihlenen yapılar, avcı-toplayıcı toplulukların sosyal yaşamına, inançlarına ve birlikte çalışma biçimlerine ilişkin önemli bilgiler sunuyor.

Avcı-toplayıcıların inşa ettiği anıtsal yapılar

Göbeklitepe'nin en dikkat çekici özelliği, büyük ölçekli taş yapıların henüz tarıma dayalı yerleşik toplumların yaygınlaşmadığı bir dönemde inşa edilmiş olması.

UNESCO verilerine göre bölgede yaşayan avcı-toplayıcı topluluklar, kireçtaşından hazırlanan büyük sütunları kullanarak dairesel, oval ve dikdörtgen planlı yapılar oluşturdu. Bu yapıların toplumsal buluşmalar ve ritüellerle ilişkili olduğu değerlendiriliyor.

Bazı sütunların yüksekliği 5,5 metreye ulaşıyor. Yakın çevredeki kireçtaşı alanlarından çıkarılan taşların işlenmesi, taşınması ve belirli bir mimari düzen içerisinde yerleştirilmesi, dönemin insanlarının gelişmiş bir iş bölümü ve organizasyon becerisine sahip olduğunu gösteriyor.

Taş sütunlarda binlerce yıllık semboller

Göbeklitepe'deki T biçimli dikilitaşlar, üzerlerindeki kabartmalarla Neolitik Dönem'in sanat ve sembol dünyasına ilişkin izler taşıyor.

Sütunlarda yılan, tilki, yaban domuzu ve çeşitli kuş türleri gibi hayvan figürleri bulunuyor. Bazı dikilitaşlarda ise kemer ve peştamalı andıran ayrıntılar yer alıyor.

UNESCO, T biçimli sütunların bir bölümünün insan bedeninin soyut tasvirleri olarak yorumlandığını belirtiyor. Taşlara işlenen figürlerin kesin anlamları bilinmemekle birlikte bunların dönemin topluluklarının inançları, çevreyle ilişkileri ve dünyayı algılama biçimleri hakkında önemli ipuçları sunduğu değerlendiriliyor.

1963'te fark edildi, kazılarla önemi anlaşıldı

Göbeklitepe, 1963 yılında İstanbul ve Chicago üniversitelerinin ortaklaşa yürüttüğü yüzey araştırmaları sırasında tespit edildi. Ancak alanın arkeolojik açıdan taşıdığı önem, 1990'lı yıllarda başlayan sistematik kazılarla daha belirgin hale geldi.

1994 yılından itibaren yürütülen araştırmalarda anıtsal taş yapılar, hayvan kabartmaları, taş kaplar ve farklı dönemlere ait mimari kalıntılar ortaya çıkarıldı.

Kazılar ilerledikçe Göbeklitepe'nin yalnızca anıtsal yapılardan oluşmadığı, günlük yaşamla ilişkili olabilecek daha küçük yapıların da bulunduğu anlaşıldı. Bu buluntular, alanın kullanım biçimine ilişkin bilimsel değerlendirmelerin gelişmesini sağladı.

Yerleşik hayata geçişin bilinmeyenleri

Göbeklitepe'de ortaya çıkarılan yapılar, insanlığın avcılık ve toplayıcılıktan tarıma ve yerleşik yaşama geçişine ilişkin araştırmalarda önemli bir yere sahip.

Uzun yıllar boyunca büyük anıtsal yapıların gelişmiş tarım toplumlarının ortaya çıkışından sonra inşa edildiği düşünülürken Göbeklitepe'deki buluntular, erken dönem toplulukların da büyük ölçekli mimari projeler gerçekleştirebildiğini gösterdi.

Bununla birlikte alanın yalnızca ibadet amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, yapıların toplumsal işlevleri ve çevresindeki yaşam düzeni araştırılmaya devam ediyor.

UNESCO, Göbeklitepe'yi insanlık tarihinin avcı-toplayıcı yaşamdan ilk tarım topluluklarına geçiş sürecini anlamak açısından önemli bir arkeolojik alan olarak değerlendiriyor.

2018'den bu yana dünya mirası

Göbeklitepe, 2018 yılında 1572 sıra numarasıyla UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne kültürel miras olarak kaydedildi. Alan, UNESCO'nun 1, 2 ve 4 numaralı kültürel miras kriterlerini karşılıyor.

Yaklaşık 126 hektarlık Dünya Mirası alanı, anıtsal taş yapıları, kabartmaları ve arkeolojik buluntularıyla Neolitik Dönem insanının mimarlık, sanat ve toplumsal örgütlenme alanındaki becerilerini ortaya koyuyor.

Günümüzden yaklaşık 12 bin yıl önce şekillenen Göbeklitepe, taş sütunlara işlenen figürleri ve henüz bütün yönleriyle açıklığa kavuşmamış yapılarıyla insanlık tarihinin erken dönemlerine ilişkin araştırmaların önemli merkezlerinden biri olmayı sürdürüyor.